EYY İNSANOĞLU AVCI MISIN YOKSA AV MI?

AVCILIK NEDİR?

Avcılık, bir canlının farklı amaçlar doğrultusunda diğer canlıyı, ölü veya diri olarak ele geçirmek için gerçekleştirdiği bir eylemdir.Geçmişte olduğu gibi günümüzde de avcılık, bir canlıyı öldürmenin diğer canlıya haz verdiği tek durumdur.İnsanlık tarihi ile avcılık tarihinin aynı zamanlarda başladığı söylenebilir. İnsanoğlunun ilkel topluluk düzeyinden gelişmiş toplum seviyesine ulaşma sürecinin binlerce yıllık geçmişinde, avcılık ekonomik olduğu kadar sosyal ve kültürel açılardan da insanların hayatında önemli bir rol oynamıştır. Üretici olmayan bir ekonomiye sahip ilkel insan topluluklarının beslenme ihtiyaçlarını tabiattan sağladıkları, beslenme alanında herhangi bir iş bölümüne sahip olmadıkları böcekleri, kuş yumurtalarını, yavrularını ve çeşitli meyveleri topladıkları “toplayıcılık” döneminin ardından, taş-kama, taş-çekiç, daha sonraları da mızrak, sapan gibi basit âlet ve silahlar yapmayı başarmaları ile birlikte insanlık tarihinde “avcılık” dönemi başlamıştır.İnsanlık tarihi boyunca avcılık; işbirliği, topluluk içindeki bireyler arasında sorumluluk paylaşımı, verilen görevlerin zamanında yerine getirilmesi, grup dayanışmasını ve grup psikolojisini ortaya çıkmasını sağlamıştır.

AVCI KÜLTÜRÜ

İnsanlığın ilk günlerinden beri avcılık toplumların genel ekonomik karakterlerini belirleyecek kadar etkili olmuştur. Ancak tarımsal hayat ve onun devamında avcılık, askeri amaçlı eğitim ve bu günkü anlamıyla boş zamanların değerlendirilmesi olarak bir seyir izlemiştir. Avcılığa olan ilgi hâlâ yerkürenin hemen hemen her köşesinde varlığını sürdürmektedir. Günümüzde avcılık etkinliği, rekreasyon, doğayla bütünleşme, psikolojik direnç, bilgi edinme, sosyal dayanışma, kültür ve ahlak içeriği bakımından önceki dönemlere göre daha çok gelişmiştir. Avcı kültürünün temel öğeleri; değerler, liderler ve kahramanlar, törenler ve simgeler, öykü ve efsaneler, dil, örfler ve normlar başlıkları altında toplanabilir. Avcı kültürü, avcılara farklı bir kimlik vermekte, avcılığa bağlanmaya yardımcı olmakta ve avcılar tarafından paylaşılmaktadır. Avcı kültürü, avcının yaban hayvanlarının yaşamına, yaşama alanına ve hayvanların kendilerini, kendi doğal tarzlarına göre geliştirme hakkına müdahalesini en az düzeyde tutmasını, gereksiz öldürmelerden kaçınmasını, teknolojinin kendisine sağladığı üstünlüğü dışlayarak, avıyla eşit koşullarda mücadele etmesini ve hayvana kaçıp kurtulma şansı tanımasını gerektirmektedir.

 

TARİHSEL SÜREÇTE AVCILIK

Tarih öncesi dönemde beslenme kaynağı, Grek, Roma ve feodal dönemlerde aristokratik bir haz ve soylu bir uğraş olarak değerlendirilen avcılık; eski Türklerde, Cengiz Han’ın deyimiyle bir “savaşa hazırlık etkinliği” olarak değerlendirilmiştir. Bu anlayış, Selçuklu ve Osmanlı dönemlerinde de devam etmiştir. Bu nedenle de, ne Osmanlı, ne de Cumhuriyet döneminde batıdakilere benzer bir avcılık ve avlanma kültürü gelişmemiş, dolayısıyla, avcılık konusunda yeterli bir bilgi birikimi sağlanamamıştır.Türk tarihinin en eski dönemlerinden itibaren avcılığın Türkler arasında beslenme, geçim ve spor amacıyla yapıldığı Türk dilinin en eski metinlerinde yer almaktadır. Kâşgarlı Mahmud’un “Divânu Lugâti’t Türk” eserinde, insan hayatı için ekonomik ya da besin değeri olmayan yaban hayvanlarının da yer alması, Türk toplumunun, dünyayı, yaşanılan hayatı bir bütün olarak kavradıklarını ve günlük hayatlarında yaşattıklarını göstermektedir.İslamiyet öncesi, Türk inancında avın verimli ve başarılı geçmesi için gereken örf ve kaidelerin olması, onun Türk kültüründe dini bir boyutu olduğunu da ortaya koymaktadır. Türklerde avcılık halk tabanına yayılan bir etkinlik olmakla beraber, Asya Türk Devletleri, Selçuklu ve Osmanlı Sultanları da dahil olmak üzere devlet teşkilatında ve askeri organizasyonda yer alan insanların ilgisini de çekmiştir. Bu ilginin tarihi kökenleri ve kültürel işlevi, avcılığın önemli ölçüde desteklenmesini sağlayan yasal ve askeri, çevresel ve ekolojik düzenlemeleri de beraberinde getirmiştir. Avcılık nizamnameleri, fermanlar, Osmanlı Sarayı ve Yeniçeri Ocağı’nda avcılıkla ilgili özel birimlerin tespiti, özel avlanma alanlarının tahsisi, avcılık için özel kuşların (Atmaca, Şahin, Doğan gibi) ve özel cins köpeklerin (Zağar, Sakson gibi) yetiştirilmeleri bunun en belirgin örneklerindendir. Kök Türklerde avlanma izni ve avlak kavramlarının mevcut olduğu, av hayvanlarının bulunduğu yerlerin ön araştırmalara göre saptandığı, tarihsel belgelerden anlaşılmaktadır.

 

 

GÜNÜMÜZDE AVCILIK

Geçmişte insanın besin kaynağı arayışı ile başlayan avcılık günümüzde hobi ve spor amaçlarına bürünmüştür. Çeşitli kaynaklarda insanları ava iten nedenin yaradılışının hem ot hem de et obur olması, öğütücü dişlerinin yanı sıra kesici (incisor) ve delici (canine) dişlerinin varlığı, diğer et oburlar gibi gözlerinin mesafe tahmin edebilmek için yüzünün ön tarafında yer alması insanın felsefi bağlamda doğası itibari ile avcı olduğuna dair belirtiler olarak kabul edilmektedir. İlk çağlarda avlanma ile  hayatını idame ettirmeyi başaran insan zekâsı ve muhakeme gücü ile diğer canlılardan farklı olarak yeryüzündeki en acımasız avcı olmuştur. İnsanoğlunun yetinme duygusundan yoksunluğu avlanma konusunda da kendini göstermiş ve avcı insan ekolojik düzeni sarsan bir unsur haline dönüşmüştür. Diğer canlılar ekolojik düzen içerisinde nesillerini devam ettirmek adına avlanırken, insan doğanın hazır nimetlerini bilinçsizce tüketme eğilimine girmiştir.Bu sebeple düzensiz avlanma ile başlayan avcılık serüveninde zamanla belli kurallara bağlanma zorunluluğu doğmuş, avcılık konusunda sınırlamalar, yasaklamalar ve cezalar getiren kanunlar ortaya çıkmıştır.

4915 SAYILI KARA AVCILIĞI KANUNU

Türkiye Cumhuriyeti Anayasası, kanunları, yönetmelikleri ile Paris, Ramsar, Bern, Washington (CITES), Barcelona, ve Biyolojik Çeşitlilik gibi uluslararası sözleşmeler doğa koruma, geliştirme ve sürdürülebilir kaynak kullanımı ve yönetimi konularında yasal çerçeve oluşturmaktadır. 1956’da çıkarılan 6831 sayılı Orman Kanunu, 1983’de çıkarılan Milli Parklar Kanunu ve 2003 yılında çıkarılan Kara Avcılığı Kanunu ormanların, yaban hayatı kaynaklarının ve biyoçeşitliliğin korunması, geliştirilmesi ve sürdürülebilir yönetimi yetkisini Orman ve Su İşleri Bakanlığına vermiştir. 4915 sayılı Kara Avcılığı Kanunu Türkiye’de avcılığın kontrolü, organizasyonu ve düzenlenmesi yetkisini Orman ve Su İşleri Bakanlığına vermiştir. Türkiye’nin av ve yaban hayatı kaynakları Orman ve su İşleri Bakanlığı adına Doğa Koruma ve Milli Parklar Genel Müdürlüğü (DKM-PGM) tarafından yönetilmektedir. DK-MPGM aynı zamanda korunan alanların tesisi ve yönetiminden de sorumludur. Avlanma, 4915 sayılı Kara Avcılığı Kanununda (KAK), avına izin verilen yaban hayvanı türlerini, izin verilen yerlerde, tespit edilen zaman ve miktarlar ile belirlenen esas ve usullerle canlı veya ölü ele geçirmeye çalışmayı veya ele geçirmeyi ifade etmektedir. Aynı kanunda yasadışı avlanma, korunan veya avına izin verilen yaban hayvanı türlerini; izin verilen yerler, belirlenen zamanlar, miktarlar dışında ve/veya zehirleyerek, tuzak ve kapan kurarak veya men edilen diğer usullerle canlı veya ölü ele geçirmeye çalışmayı veya ele geçirmeyi ifade etmektedir. Yine aynı kanunda avlanma esas ve usulleri şöyle belirlenmiştir; Avlanma, avcılık belgesi ve avlanma izni almak şartıyla, yasalarla izin verilen silah, araç ve eğitilmiş hayvanlarla, avlanma planlarına veya Merkez Av Komisyonu kararlarına göre yapılır. Zehirle avlanmak yasaktır. Haznesi iki fişek alacak şekilde sınırlandırılmamış otomatik, yarı otomatik, pompalı ve benzeri yivsiz av tüfekleri ile havalı tüfek ve tabancalar avda kullanılamaz. Eğitilmiş hayvanlarla ve mücadele kapsamında kullanım yeri, şekli ve özellikleri Merkez Av Komisyonunca belirlenecekler dışında kara, hava araçları ve yüzer araçlarla, ses, manyetik dalga, ışık yayan araç ve gereçler, canlı mühre, tuzak, kapan ve diğer benzeri araç, gereç ve usullerle avlanılamaz. Avda kullanımı Merkez Av Komisyonu kararı ile men edilen ses ve manyetik dalga yayan cihazlar, tuzak ve kapanlar ile benzeri araç ve gereçlerin pazar ve ticarethanelerdebulundurulması ve satışı yasaktır. Ülkemizde 4915 sayılı kanuna göre avcı: On sekiz yaşını doldurmuş, silâh taşıma ehliyetine sahip, bu Kanuna göre avcılık belgesi almaya engel hali bulunmayan, avcılık ve av yaban hayatı ile ilgili eğitim almış ve sınavda başarılı olmuş kişilere başvuruları halinde verilen belgeye sahip olan kişi şeklinde tanımlanabilir. Ancak görülen o ki yaş sınırını doldurmak, silah taşıma ehliyetine sahip olmak, eğitimleri geçerek avcılık belgesi almaya hak kazanmak gerçek “Avcı” olmaya maalesef yetmemektedir. Yurdumuzda bu kadar yasaya, yasağa rağmen kaçak avcılık halen bir sorun olarak karşımıza çıkmaktadır. Resmi olarak her işlemi yerine getirse bile ülkemizde birçok Avcı doğada av hayvanı ile karşılaştığında öldürme içgüdüsünü kontrol altında tutmayı maalesef başaramamaktadır. Avlanma kotalarının üzerine çıkan, yasak avlanma şekilleri ile daha çok hayvan öldürmek için etik kuralları hiçe sayan çok sayıda avcıya rastlıyoruz. Bakanlığın yaptırımlarına ve kontrollerine rağmen devam eden bu doğa katliamını durdurabilmenin tek yolu ise doğaya karşı bilinçli yeni bir nesil yetiştirmekten geçiyor. Şafak (2009) bir çalışmasında Geray ve Iğırcık’ın Türkiye’deki avcılar hakkında yaptıkları değerlendirmeden bahsetmiştir. Geray ve Iğırcık, Türkiye’de avlanma kültürünün henüz tam olarak yerleşmediğini, yaban hayvanlarına yönelik en büyük tehdidin avcılardan geldiğini, avcıların büyük çoğunluğunun avladığı hayvanları tanımadığını, hiç bir kurala bağlı kalmaksızın önüne çıkan her türden ve her yaştan yaban hayvanını kayıtsızca avlayabildiğini belirtmiştir. Avcıların, av ve yaban hayatı kaynaklarına karşı tutumlarının değişmesi gerektiği ve çevreye duyarlı bir topluluk haline gelmeleri için yeni değerleri benimsemelerinin gerekli olduğunu bildirmişlerdir. Avlanmada insanın, hayvanla karşı karşıya gelmesinde, kuralları insanlar tarafından konulmuş bir sınır vardır. Bu sınır, insanın akıl üstünlüğünün, insanın durması gereken noktadaki kurallarını içeren denetim mekanizması olup mekanizma işletilmez ise avlanmak, avcılık olmaktan çıkar. Belirli bir sınırın aşılması ile avcı-av ilişkisi, yok etme eylemine dönüşür ve bu durum avcılığın özüne uygun düşmez.

AVCILIĞIN GELİŞİM BASAMAKLARI

Wisconsin Üniversitesi profesörlerinden Robert Jakson ve Robert Norton tarafından 1970’li yıllar sonlarında 1.000’in üzerinde avcı ile görüşme sonucu gerçekleştirilmiş çalışma sonuçlarına göre, avcıların avla ilgili davranış gelişimleri beş ayrı basamakta gruplanabilmektedir;

a. Öğrenme basamağı;

 Bu basamakta avcının ana amacı, nişan alma veatışla ilgili becerisinin geliştirilmesi ve gelişmiş durumunu başarı ile çevresine gösterebilme çabalarını kapsar. Heves ve arzuları aklının önündedir. Avcılık etiği hakkında pekişmiş bir kanaati yoktur. Tüm gündemini avcılık konuları oluşturur ve bu dönemde çok hata yapar.

b. Sınırlara ulaşım basamağı;

Bu basamakta ana amaç, yasal kurallarla belirlenen sınıra kadar ulaşmak için fazla av yapmak ve avcılık yeteneğini kendine ve yakın çevresine ispatlamaktır. Yasaların kendisine hak gördüğü tüm hayvanları bir an önce ele geçirerek sınırlara ulaşmak temel hedefidir. Bu basamağın içinde bulunan avcı Av gününün başlangıcından sonuna kadar av yapma tutkusu taşır ve bu tutku gündelik hayatında her şeyden daha fazla önceliklidir.

c. Trofe basamağı;

Bu basamakta ana amaç, rastgele bir av değil, avlanabileceğinden emin avlar arasında dikkatle seçilmiş, belirgin özelliği olan bir avın avlanmasıdır. Bu özellik bazen göze çarpacak kadar fazla gelişmişlik (Büyük trofe) olabileceği gibi bazen de normal yaşama devam edemeyecek kadar güçsüzlük sergileyen bir hayvan da olabilmektedir. Değer yargıları yüksek olan avcılar, yaşlı bir hayvanı avlamayı yeğlediklerinde kendilerini yaban hayatı içinde bir regülatör olarak görürler. Bu basamakta karşımızda usta ve seçici bir avcı bulunmaktadır. Avcının, avlağa sürekli olarak fotoğraf makinesi götürme arzusuna bu basamakta rastlanır.

d. Metot basamağı;

Bu basamakta avcı, beceri gerektiren ve dolayısıyla ava daha fazla kaçıp kurtulma olanağı sağlayan avlanma metotlarına yönelmektedir. Bu basamağa ulaşmış avcılar kullandıkları silahların kalibrelerini küçültürler. Avlanmış olmak veya av sırasında vurup vurmamak artık eskisi kadar önemli değildir. Bazı hallerde avın kaçması onu sevindirir. Çevre ile farklı boyutlardaki ilgi bu basamakta yoğunlaşır. Doğaya bakış açısında köklü değişimler bu basamakta başlar. Avcının kafasında geçmiş yıllara göre farklı boyutta soru ve cevaplar oluşmaktadır. “Neden?” “Niçin?” “Nasıl?” ağırlıklı sorular gündemin yoğunluğunu teşkil eder.

e. Sportmenlik basamağı:

Bu basamakta, uzun yıllar boyu yürütülen ve avlarda üretilmiş ve geliştirilmiş değer yargıları, doğa ile ilgili denge kavramları, yaşama verilen değer, yaşam armonisi, doğa ve yaşam sevgisi gibi ana öğeler etken rol oynar. Genç avcılara avlanmanın prensiplerinin öğretilmesi, habitat korunması ve geliştirilmesi için oluşan topluluklarda görev alma ve faal rol yüklenme bu basamakta gözlenmektedir. Bu basamak avcıya, uzun yılların kazandırdığı tecrübelerin nimetlerini sunmaktadır. Bu basamaktaki avcının ulaşmak istediği nihai hedef, geçmişteki kazanımlarının gelecek nesillere bir disiplin içerisinde aktarılmasını temin etmektir.

AVCILIĞIN GELECEĞİ?

Çevre sorunlarının bir krize dönüştüğü günümüzde, av ve yaban hayatı kaynaklarının kullanımının güvence altına alınması ve bu kaynaklar ile avcılığın sürdürülebilir bir yönetime kavuşturulması önem arz etmektedir. Yapılan araştırmalar Türkiye de her 10 erkekten birinin avcı olduğunu göstermektedir. Ülkemizde kontrolsüz gelişen avcı sayısı ülke avlaklarının kaldırabileceği kapasitenin çok üstündedir. Bu durum habitatlar ile yaban hayvanları üzerinde baskıya neden olmaktadır. Avlanmada türler arasında eşitsizlik söz konusu olmakla birlikte ava her zaman kaçabilme şansı verilmelidir. Avcı insanın da doğada üstünlüğü maalesef çok fazladır. Sahip olduğu üstün yetenek ve olanakları sınırlayarak türlerin devamını sağlamak, avcılığın temel yaklaşımlarından biri olmalıdır. Ancak bu sayede avcılık gelecek nesillere aktarılabilir. Avlanma olayı, türler arasındaki eşitsizliği aşırı boyutlara getirmemelidir. Her canlının yaşama hakkı vardır ve bu hakkı keyif için yok saymak insani değerlerin dışındadır. Bu sebeple Avcının unutmaması gereken temel etik kural “Yaşama Saygı” olmalıdır. Toplumun tamamına ait doğal kaynakların önemli bir boyutunu sadece toplumun bir kısmını teşkil eden avcıların kullanıyor olmaları, toplumsal bazda onlara daha da büyük sorumluluk yüklemektedir. Geldiğimiz noktada Yaban hayatı büyük tehlike altındadır. Türler ve doğal kaynaklar tükenmeye, çevre dengesi bozulmaya başlamıştır. Doğaya karşı duyarlılık gösterilmediği taktirde, bugün “AVCI” konumunda olan insanoğlunun, yakın gelecekte kendi yok oluş tuzağına düşen bir “AV” haline dönüşmesi kaçınılmazdır.

KAYNAKLAR

1. Erkan Kayaöz, Avcılık Tarihi ve Etiği, Sürdürülebilir Avcılık için Temel Eğitim Kitabı,T.C. Orman ve Su İşleri Bakanlığı Doğa Koruma ve Milli Parklar Genel Müdürlüğü, Erişim Tarihi: 30.03.2016 http://konyasube.ormansu.gov.tr/konya/files/avc%c4%b1l%c4%b1%c4%9f%c4%b1n%20tarihi%20ve%20eti%c4%%201_31.pdf

2. İsmail Şafak (2009) Avcı Derneklerine Üye Avcıların Kültürel Özellikleri (İzmir İli Örneği) ACTA TURCICA , Yıl 1, Sayı 1, “Türk Kültüründe Av” Editörler: Emine Gürsoy Naskali, Hilal Oytun Altun, Erişim tarihi:30.03.2016, http://actaturcica.com/_media/2009-01/327_344.pdf.

3. Ufuk Tavkul (2001) Karaçay-Malkar Kültüründe Avcılık ve av tanrısı apsatı Kırım Dergisi, 9 (34), 36-41. http://turkoloji.cu.edu.tr/CAGDAS%20TURK%20LEHCELERI/ufuk_tavkul_kara-cay_apsati.pdf

4. Özbay Güven ve Gülten Hergüner (1999) Türk Kültüründe Avcılığın Temel Dayanakları, PAÜ. Eğitim Fak.Derg., Sayı:5, 32-48.

5. Memduh Iğırcık, Saliha Yadigar, Sultan Bekiroğlu, Taner Okan, M. Emin Akkaş (2005) Marmara Bölgesi Avcı Profili, T.C. Çevre Ve Orman Bakanlığı Ege Ormancılık Araştırma Müdürlüğü İzmir – Türkiye, Bakanlık Yayın No : 258, Teknik Bülten No: 29, Müdürlük Yayın No : 38.

6. Nadir İlhan, Mustafa Şenel (2008) Dîvânu Lugat’it Türk’e Göre Av, Avcılık Ve Hayvancılıkla İlgili Kelimeler ve Kavram Alanları, Turkish Studies International Periodical For the Languages, Literature and History of Turkish or Turkic Volume 3/1 Winter 2008. Erişim Tarihi: 30.03.2016 http://www.turkishstudies.net/Makaleler/483817782_21%20%C4%B0LHAN%20Nadir-%C5%9EENEL%20Mustafa.pdf

7. Mehmet Emin Bora, Avcılığın Felsefesi, http://arpacik.net/icerik_detay.asp?ID=757, Erişim tarihi:28.03.2016

8. Dursun Diktaş (2006) Kara Avcılığı Kanununun Uygulanmasından Kaynaklanan Hukuksal Sorunlar, İstanbul Üniversitesi Fen Bilimleri Enstitüsü, Yüksek Lisans Tezi, http://www.arpacik.net/tezler/182507.pdf, Erişim tarihi: 29.03.2016.

9. Anonim (2013) Türkiye’de Av ve Yaban Hayatı. TC Orman ve Su İşleri Bakanlığı Doğa Koruma ve Milli Parklar Genel Müdürlüğü Av Yönetimi Dairesi, http://www.milliparklar.gov.tr/kitap/77/AV_YABAN_TR.pdf, Erişim tarihi: 29.03.2016.

10. Anonim, 4915 Sayılı Kara Avcılığı Kanunu, (Resmi Gazete No: 25165, Resmi Gazete Yayın Tarihi:11.07.2003). http://www.milliparklar.gov.tr/korunanalanlar/belgeler/4915.pdf, Erişim Tarihi: 30.03.2016.