ESARETTEN ÖZGÜRLÜĞE

 

Yüksek dağların geniş platolarında, esaretten özgürlüğe ritim tutan toynak seslerinin yegâne sahibi, zarafetin asaletle buluştuğu, güç ve iktidarın simgesidir, Yılkılar… Salınır endamıyla, yarış tutar rüzgârla, savrulurken yeleleri… Seyre daldığınız ilk andan itibaren özgürlüğüne, asaletine ve doğal güzelliğine hayran kaldığınız, al, doru, kula, yağız, kır yılkı atlarının toynak sesleri döver toprağı, tozu dumana katarak yol alırlar bilinmez geleceklerine… İnsanlık tarihinde at, önemli bir yer tutar. Kedi ve köpek gibi o da insanın en yakın dostlarındandır. Özellikle Anadolu tarihçesinde at kültürünün derin izleri vardır. 20. yüzyılda mekanizasyonun ilerlemesi ve motorlu taşıtların yaygın olarak kullanılmaya başlamasına kadar en önemli ulaşım, savaş ve tarım aracı olarak kullanılan at(1), teknolojinin sağladığı mekanik güç ile birlikte gündelik hayatımızdan çıkmış ama bir o kadar da eksikliğini derinden hissetmemize neden olmuştur. Günümüzde evcil atlar, düşük gelir düzeyine sahip bazı bölgelerde, halen iş gücü olarak kullanılmakta ise de, yoğunluklu olarak spor amaçlı yetiştirilmektedir. Doğada özgürlüğünü ilan etmiş yılkılar ise yurdun birçok bölgesinde, doğasever insanların ilgisini çekmekte ve ekoturizme katkıda bulunmaktadırlar. Burun farkı ile kazanılan yarış pistlerinde, şampiyonluğa doğru koşturulan atın süslediği düşlerle beraber, tüm azameti ile özgürce koşan yılkı atının süslediği düşlerin olduğu da bir gerçektir. Yarış atının süslediği düşler, insanoğlunun kişisel arzularını gerçekleştirebilmesi için gereken metayı sağlayabilme umudu taşımaktadır. Yılkı atı ile kurulan düşler ise paha biçilemeyen türdendir. O düş ki; yılkı atlarını, doğada başına buyruk dolaşırken görebilmenin tutkusu ve özgürlüğün tadına varabilmenin yegâne yoludur. İster Akdağ Tabiat parkında yaşıyor olsunlar, ister Manisa Spil Dağında, Düzce Efteni Gölü civarında ya da Terme Deniz kenarı meralarında veya Çarşamba ovasında, Aydın Dikili Yarımadasında, Tekirdağ Kazdağında, Fethiye ormanlarında, Sinop ve Ayancık Dağlarında, Uşak Murat Dağında, Kayseri Hacılarda, Afyon Emirdağı kazası, Emirdede yaylasında, Bolu Seben yaylasında, Niğde Bolkar dağlarında, Erciyes dağında, Uzunyaylada, Kars Gölede, İzmir Eşek adasında yılkı atlarının öyküsü aynıdır. Öykü; esaretle başlar ve özgürlükle son bulur… Yabani yılkı atlarının doğada yaygınlaşması… Yılkı, Türkçe’de at sürüsünü ifade eder; “yıl içinde artan” anlamında, yıl kökünden geldiği düşünülmektedir. Anadolu’da, kışın beslenmesi ekonomik olarak güç olacağı için doğaya bırakılan, yazın geri yakalanan atı anlatır. Yılkı atı yetiştiriciliği, maliyeti düşük ancak getirisi yüksek olan bir at yetiştirme biçimi olarak değerlendirilebilir. Bu yetiştiricilik sisteminde atlar, işlerin bittiği kış aylarında doğaya bırakılırken, işlerin başladığı bahar aylarında geri toplanmaktadır. Vahşi doğadaki tüm risklere rağmen diğer çiftlik hayvanlarına göre at, yaşama şansı daha yüksek olan bir hayvandır. Çünkü atlar, dişleri ile ağaç kabuklarını ve çalıları koparıp yiyebilirler, kışın kar altından yiyecek bulabilirler, su kaynaklarına çabuk ulaşabilirler, kurt, ayı gibi yırtıcılara karşı grup olarak mücadele edebilirler, bir miktarı telef olsa dahi doğaya salınan atlar, ahırda kalan atlardan daha dayanıklı olabilirler. Tüm bu sebepler insanoğlunun yılkı yetiştiriciliğine yönelmesine yol açmıştır. 

Günümüzde yılkı atı yetiştiriciliği yapılan bölgeler halen bulunmakta ise de ata olan ihtiyacın azalması sonucu doğada yabani yılkı atı sürüleri oluşmuştur. Şöyle ki; köyden kente göç yoğunluğunun artması ile birlikte şehre götürülemeyen atların doğaya bırakılması, Kışın besleme zahmetine girmemek için doğaya salınan bazı atların, baharda yakalanmadan insandan kaçarak doğada kalmayı başarmaları, yaşlandığı, iş göremediği için yeniden doğadan toplanmayan atların doğada çoğalmaları, arazi işlerinin motorlu araçlar ile daha hızlı ve kolay yapılabilmesi, ata ihtiyaç kalmaması sebebiyle doğaya salınmaları gibi sebepler yabani yılkı at sürülerinin şekillenmesinde temel rol oynamışlardır. Doğaya salınan atlarda güçlü olanlar hayatta kalmış, doğal seleksiyon güçsüzlerin yaşamına son verirken, sağlıklı ve güçlü yeni nesiller ortaya çıkmıştır. Akdağ Tabiat Parkı Türkiye yabani yılkı atlarının bir bölümü Afyonkarahisar ili Sandıklı ve Kızılören İlçeleri ile Denizli İli Çivril ilçesi sınırları içerisinde yer alan, coğrafi konum olarak; 38° “11 ile 38° “25 kuzey enlemleri ve 29° “53 ile 30° “4 doğu boylamları  arasında yer alan ve yüksekliği 1600 m olan Akdağ Yaban Hayatı Geliştirme Sahasında yaşamaktadır. Afyon ili Sandıklı ilçesi Sorkun Belediyesi üzerinden alana ulaşım mümkün olduğu gibi Denizli ili, Çivril ilçesi, Işıklı gölü üzerinden de diğer bir ulaşım yolu mevcuttur. Yabani yılkı atlarının yaşam biçimi… Bu bölgede bulunan yılkı atlarının resmi envanterleri tutulmadığı için sayıları tam olarak bilinmemekte ancak 500 başa yakın oldukları tahmin edilmektedir. Genelde 10-15 başlık öğrekler (gruplar) halinde yaşarlar. Nadir de olsa 5 başlık gruplara da rastlanabilir. Grubun lideri güçlü bir aygırdır ve kısraklar ile tayları korumakla görevlidir. Ortak bir düşman söz konusu olduğunda birden fazla grubun bir araya gelerek nerede ise 100-200 başlık daha büyük gruplar oluşturulduğu ve mücadele imkânının artırıldığı gözlenmektedir. Tehlike söz konusu olduğunda öğrek fertleri bir çember oluşturup genç hayvanları çemberin içinde korumaktadır.  Bölgedeki en büyük düşmanları ise kurtlar olup, kurtlarla ancak grup halinde baş etmeleri mümkündür. Akdağ tabiat parkında kış ayları oldukça karlı geçer. Kıştan sağ çıkmak için kar altında, ön ayakları ile eşelemek suretiyle yiyecek ararlar. Barınakları sık çam ağaçlarından oluşmuş ormandır. Kar yağdığında Karaçam ağaçlarının altlarında ikamet ederler. Kışın örtücü kılları uzayarak soğuktan korunmalarını sağlarken, soğuğa direnebilmek için birbirlerine sokularak ısı alışverişinde bulunurlar. Tay doğumları havaların ısındığı, tabiatın yeniden canlandığı, otlakların yeşerdiği bahar aylarında gerçekleşir. Akdağ Tabiat parkı akarçayları ile yazın kurak zamanlarında bile yılkılara su sıkıntısı yaşatmayacak zenginliktedir. Sıcak yaz günlerinde akarçay sularında serinlerler. Bölgede yaşayan Ulugeyik sürüleri yılkı atları ile aynı otlakları paylaşır. Yine bölgede bol miktarda bulunan yaban domuzu sürüleri ise kurtların temel besin kaynağını oluşturdukları için yılkılar üzerindeki kurt baskısını azaltmaktadır. Yabani yılkı atlarının korunması… Akdağ tabiat parkının yakınlarında küçük yerleşim birimleri ve ekili araziler bulunmaktadır. Sert geçen kış ayları nadir de olsa yılkı atlarının yerleşim birimlerine inmelerine ve tarlalara zarar vermelerine yol açabilir. Üretici durumdan şikâyetçi olsa da yılkı atlarına zarar veremez. Tarlalarını yılkı atlarının zararlarından korumak zorundadır. Her ne kadar yabani yılkı atları T.C. Orman ve Su İşleri Bakanlığı, Doğa Koruma ve Milli Parklar Genel Müdürlüğü tarafından yaban hayvanı olarak kabul edilmeyip koruma altına alınmasa da, aynı birim tarafından 5199 sayılı Hayvanları Koruma Kanunu çerçevesinde insanlardan zarar görmeleri engellenmektedir. Yine de kurtların dışında yılkı atlarına zarar verebilecek ikinci tehlikeli türün insanoğlu olduğu göz önüne alındığında, yurt genelinde yabani yılkı atlarının koruma altına alınmasının gerekli olduğu söylenebilir. Birçok ülkede yabani yılkı atlarının devlet tarafından koruma altına alındığı görülmekte olup benzer şekilde Türkiye’de koruma altına alınmaları gerektiğinin sebeplerini şu şekilde sıralayabiliriz; Genetik çeşitliliğin korunması ve gelecekteki ıslah çalışmalarının temelini oluşturması, gen kaynaklarının korunması ile mümkündür. Yılkı atları, yerli at tipleri ve ırklarından köken aldıkları için; değerli gen kaynaklarımızdan biridir. Artık yetiştiricinin elinde azalmış ya da kalmamış bir çok yerli at ırkına ait değerli ve benzersiz gen yapılarını doğadaki yabani yılkılarda bulabiliriz. Bu genlerin korunması ise yine doğadaki yılkı atlarının korunması ile eş anlamlıdır. Üstelik gen kaynaklarının bu şekilde saklanmasının da maliyeti yoktur.  Yabani yılkılar, sert doğa şartlarına adapte olmuş, son derece dayanıklı ve güçlü atlardır.

 

Gelecekte çevre koşullarında meydana gelebilecek değişiklikler ve yerli hayvanların bugün bilinmeyen özelliklerinin bu değişikliklere uyum sağlama olasılığı varyasyonun korunmasını zorunlu kılmaktadır(5). Hastalıklara direnç, duyarlılık ve benzeri konulardaki araştırmalar için ise yine farklı genetik yapıdaki materyale gereksinme duyulmaktadır. Günümüz atları, insan elinde yetiştirildiklerinden dolayı hastalıklara ve yetiştirme problemlerine karşı aşırı derecede hassastırlar. Gelecekte karşılaşılabilecek evcil atların sağlık problemlerinde, yabani yılkıların genetik potansiyeline ihtiyaç duyulabileceği göz ardı edilmemelidir. Türkiye’nin turizm cenneti olduğu tartışılmaz bir gerçektir. Son yıllarda adından sıkça söz edilen ekoturizm, Uluslararası Doğa Koruma Birliği’ne göre şu şekilde tanımlanmaktadır; doğayı ve kültürel kaynakları anlayarak korumayı destekleyen, düşük ziyaretçi etkisi olan ve yerel halka sosyoekonomik fayda sağlayan, bozulmamış doğal alanlara çevresel açıdan sorumlu seyahat ve ziyarettir3. Yerli ırklar ilgi çekici özellikleri nedeniyle turizm açısından önemli rol oynayabilirler. O halde ata ve özgürlüğe duyulan özlem, doğaya duyulan özlemle birleştiğinde, yabani yılkı atlarının yaşadığı doğal mekânlar, yaban hayatının sürdürülebilirliği bozulmadan gelir getiren yerler olarak ekoturizm açısından değerlendirilebilecek özel yerlerdir. Yabani yılkı atlarının geleceği Orman ve Su işleri Bakanlığı, Doğa Koruma ve Milli Parklar Genel Müdürlüğü, Üniversiteler ve Sivil Toplum Kuruluşlarının; doğadaki yabani yılkı atlarının bölgelere göre envanterlerinin çıkartılması, genetik çalışmaların yapılması, yılkılara yönelik tehditlerin belirlenmesi ve eliminasyonu, yöre halkının bilinçlendirilmesi ve bu tip yörelerde ekoturizm amaçlı faaliyetlerin desteklenmesi gibi konularda ortak projeler üretmeleri yaban yılkı atlarının sürdürülebilir yaşam döngüsü için elzemdir. Akdağ tabiat parkı; ekoturizm etkinlikleri olarak; trekking, fotoğrafçılık, kuş gözlemciliği, macera ve spor turizmi, tarih ve kültür turizmi, yaban hayatına odaklı vahşi yaşam turları, kamp ve karavan turizmi, piknik aktiviteleri, atlı doğa yürüyüşü, av turizmi, bisiklet turizmi yönünden zengin bir potansiyele sahiptir(4). Ancak sahip olunan potansiyel ülkemizde birçok bölgede olduğu gibi Akdağ Tabiat Parkında da henüz yeterince açığa çıkarılamamıştır. Yılkı atları, ulu geyikleri, Tokalı Kanyonu, Kurtini Mağarası ve Geç Roma/Erken Bizans dönemi şapel kalıntıları ile Akdağ tabiat parkı görülmeye ve keşfedilmeye değer bir yerdir. Görmeniz tavsiye edilir.

 

 

KAYNAKLAR

1.Kudret Emiroğlu, Ahmet Yüksel, Yoldaşımız At, İstanbul, 2002, s.24

2.Dr. Ertuğrul Güleç, Türkiye’deki Vahşi At Yılkıları, Ankara, 2006, s.52-53

3.Kurdoğlu, O., (2001). Koruma Alanları ve Ekoturizmin Karadeniz Bölgesi Açısından İrdelenmesi. Türkiye Ormancılar Derneği Yayını, 
Orman ve Av, Sayı 4, s: 4.

4. Melek Yavuz, Akdağ Milli Parkı Eko Turizmi, Sandıklı Araştırmaları Sempozyumu, 19-22 Ekim 2011, Sandıklı Park Otel. 5.Mehmet Ertuğrul, Gürsel Dellal, Cengiz Elmacı, Oya Akın, Orhan Karaca, Tufan Altın, İbrahim Cemal, Hayvansal Gen Kaynaklarının Koruma ve Kullanımı, http://web.adu.edu.tr/user/icemal/Papers/30HayvGenKayn-2005.pdf, Erişim tarihi: 25.05.2013.

ANAHTAR KELİMELER: Yılki Atları, Afyon, Akdağ Tabiat Parkı, Ekoturizm, akarçay, ulugeyik, Sandıklı.